Ara
  • elifokangezmis

Affect, Mood, Emotion

(Bu yazı ilk olarak 2 Ocak 2017'de artık tarihe karışan eski blogum alfaislevi.com'da yayınlanmıştı.)



İlk yazıda, psikoloji çevirilerinde sıkıntı yaşanmasının başlıca sebeplerinden biri olarak çevirmenin alana aşina olmamasından bahsetmiştim. Şimdi, çuvaldızı kendime batırıp ona bir de çevirmenin alana fazla aşina olmasını eklemek istiyorum. Bir konunun senelerdir içinde olduğunuzda pek çok terimin anlamını sorgulamadan otomatik –ve ne yazık ki bazen de hatalı– kullanabiliyorsunuz. Mesleki jargonda da kimi galatımeşhurlar olabiliyor demek. İşte affect, mood, emotion ayrımı da bunlardan biri… ymiş, açıkçası ben de yeni fark ettim.

Bu yazıda ilk önce İngilizce literatürde üç terim arasındaki farka dair yazılıp çizilenleri kabaca gözden geçireceğim; sonra ise 1930’lardan bugüne Türkçe literatürde kullanılan karşılıklara ve tartışmalara değineceğim.


Üçüzleri Ayırma Teşebbüsleri


Türkçedeki yaygın karşılıklarıyla affect (duygulanım), mood (duygudurum) ve emotion (duygu) özellikle klinik psikoloji, psikiyatri ve nörolojide rutin muayene bulguları kapsamında sıkça geçen tabirler. Genellikle kimi sıfatlarla birlikte kullanılırlar. Örneğin uygun/uygunsuz/künt/sınırlı duygulanım; disforik/irritabl/depresif duygudurum; belirgin kaygı, bunaltı, öfke (duygusu). Gelin görün ki, ruh sağlığı uzmanlarına bunların tanımı nedir, aradaki fark nedir diye sorsak tam olarak açıklayabilecek birini bulabileceğimize artık inanmıyorum… çünkü literatürde bile net bir ayrım yok! Bu üç terim, yapışık üçüzler misali, her yere birlikte gidiyor, birlikte kullanılıyor; hatta öyle iç içe geçmiş haldeler ki, birinin nerede bitip diğerinin nerede başladığı belirsiz. Üstelik, görünüşe göre, bu kadim bir belirsizlik. Konuya ilişkin erişebildiğim en eski makale bundan 40 sene önce yayınlanmış, en yenisi ise 4 sene önce. Arada alınan mesafe ise, bana sorarsanız, bir arpa boyu bile değil.


NOT: Tartışma için seçtiğim makalelerde kavramların bilişsel süreçlerle ilişkisi vb. farklı niteliklerine dair incelemeler de yapılmış fakat konuyu dallandırıp budaklandırmamak adına bunları dışarıda bırakmayı tercih ettim. Okumak isteyenler için yazının sonundaki kaynakçada hepsinin açık adresi mevcut, olur da bulamazsanız bana ulaşabilirsiniz.


1. Teşebbüs


Erişebildiğim ilk ve en eski makalenin yazarı Ketal (1975) tartışmaya mood ve affect kavramlarına o güne dek nasıl açıklamalar getirildiğini özetleyerek başlamış. Bu doğrultuda, kendisinden de eski olan Bleuler ve Krafft-Ebing gibi isimlerin yaptığı tanımlardan örnekler vermiş. Ketal’in aktardığına göre, Krafft- Ebing bilinçte aynı anda yer alan tüm duyguların birleşimine mood, bilince erişen düşüncelere verilen şiddetli tepkilere ise affect derken; Bleuler affecti net olarak tanımlamamakla birlikte affectin istikrarlı ve kalıcı olması halinde mooda dönüştüğünü öne sürmüş. Dolayısıyla, demiş Ketal, her iki yazar da moodun istikrarlı bir duygu olduğunda hemfikir.


Konunun Ketal’ın ele aldığı bir boyutu da nesnellik/öznellik olmuş. Bu terimler nihayetinde duygusal, dolayısıyla da içsel, bir yaşantıyla ilişkili olduğu için, tanımlarken kişinin bildirimi mi yoksa dışarıdan gözlemleyenin bildirimi mi baz alınmalı, net değil. Redlich ve Freedman buna karşılık getirdikleri öneride affectin hem özne tarafından hissedilen hem de diğer insanlar tarafından gözlemlenen bir yanı olduğunu belirterek, bu bağlamda affective state ve affective display diye iki ayrı kavram kullanılmasını önermişler. Yine Ostow’un da affective sensations ve signs of affect diye benzer önerileri varmış. Dolayısıyla, örneğin salt kısıtlı duygulanım dediğimizde öznenin kendisi mi duygularını geniş bir yelpazede yaşayamadığını hissediyor yoksa biz mi dışarıdan bakıp böyle yorumluyoruz, anlaşılmıyor. Ama duygulanım hali ve duygulanım dışavurumu gibi bir ayrıma gidildiğinde (bu terimleri yukarıdaki önerileri baz alarak idareten uydurdum) bu sorun biraz olsun çözülüyor. Günümüzde, en azından klinik uygulamada, böyle bir ikili terminoloji kullanımı var mı derseniz, bildiğim kadarıyla yok.

Kapsamlı incelemesinin sonunda Ketal affectin daha anlık ve yoğun, moodun ise daha uzun vadeye yayılan ve değişime daha kapalı bir nitelik taşıdığı sonucuna varmış; duygulanım özelinde de içsel yaşantı ile o yaşantının dışavurumunu farklı terimlerle ayrıştırma fikrini desteklemiş.


Bu makalede, başlığında yer almasına rağmen, emotion ile ilgili verimli bir tartışma ise ne yazık ki yürütülmemiş. Sadece bir yerde Redlich ve Friedman’ın bazı yazarların içerideki öznel yaşantıların davranışsal dışavurumlarını emotion olarak adlandırdığını not düşen bir alıntısına yer verilmiş. Bu alıntı bize William James’i hatırlatması bakımından önemli. Psikoloji biliminin kurucu isimlerinden sayılan James, Darwin’den oldukça etkilenmiş bir isim; insan doğasına dair tespitlerini de büyük oranda gözlemlenebilir olgulara dayandırmaya özen göstermiş. Teorisinde de bunu rahatlıkla hissetmek mümkün. Her ne kadar çoğumuz dışarıda olup biten bir şeylerin zihinsel algısının yarattığı şeye duygu desek ve bedensel tepkilerin bu duyguya müteakip ortaya çıktığını düşünsek de, James’in teorisine göre durum tam tersidir; yani meydana gelen olgunun algılanmasının hemen ardından meydana gelen bedensel değişimler duygunun ta kendisidir. Buna dayanak olarak da, örneğin, ağladıkça üzüntünün artmasını, kaçtıkça paniğin yükselmesini gösterir (James, 1884). James’in bu teorisine, geçmişte kullanılan Türkçe terminolojiyi anlattığım son bölümde tekrar değineceğim.


2. Teşebbüs


15 sene sonra yayınlanan Alpert ve Rosen (1990) makalesinde, Ketal’ın makalesindeki yer verdiği tartışmaların hâlâ sürdüğü görülüyor. Genel olarak baktığımızda, bu yazarların affect-mood-emotion üçlüsü konusunda söyledikleri, literatürdeki tutarsızlıklardan yakınmanın, eski tespitleri tekrarlamanın ve daha fazla araştırma yapılması için çağrıda bulunmanın pek ötesine geçmemiş. Makalenin bana göre en önemli noktası, yazarların DSM III’te mood ve affectin birbirinden ayrılmış olmasına rağmen emotionın, ki Darwin’den beri araştırılan bir kavram, anlamının hâlâ netleşmemiş olmasına dikkat çekmiş olmasıydı. Sahiden de DSM-III’e baktığımızda bu iki terimin ayrı ayrı tanımlandığını ancak emotiona yer verilmediğini görüyoruz. Mevzubahis tanımlar şunlar:


AFFECT: An immediately expressed and observed emotion. A feeling state becomes an affect when it is observable, for example, as overall demeanor or tone and modulation of voice. Affect is to be distinguished from mood, which refers to a pervasive and sustained emotion. Affect is to mood as weather is to climate. Common examples of affect are euphoria, anger, and sadness. [DUYGULANIM: Anlık olarak ifade edilen ve gözlemlenen duygu. Bir duygu hali, örneğin genel tavırda veya ses tonunda ve modülasyonunda gözlemlenebilir olduğunda, duygulanıma dönüşür. Duygulanımı, yaygın ve sürekli bir duygu olan duygudurumdan ayrıştırmak gerekir. İklim için hava durumu neyse, duygudurum için de duygulanım odur. Duygulanımın en sık görülen örnekleri arasında öfori, öfke ve üzüntü sayılabilir.]

(American Psychiatric Association, 1980, s. 353)


MOOD: A pervasive and sustained emotion that in the extreme, markedly colors the person’s perception of the world. Mood is to affect as climate is to weather. Common examples of mood include depression, elation, anger, and anxiety. [DUYGUDURUM: Uç noktalarda kişinin dünya algısını belirgin biçimde etkileyen, yaygın ve devamlılık gösteren duygu. İklim için hava durumu neyse, duygudurum için de duygulanım odur. Duygudurumun en sık görülen örnekleri arasında depresyon, coşkunluk, öfke ve kaygı sayılabilir.]

(ibid, s. 363)


Alpert ve Rosen’a göre bu iklim-hava durumu benzetmesinde ciddi bir sıkıntı var çünkü bir yere nadiren yağmur yağıyorsa oranın iklimi çoraktır diyebiliriz ama affect ne kadar sık tekrarlanırsa tekrarlansın mooda dönüşmez. Zaten, başka isimler de benzer düşünmüş olacak ki bu benzetme DSM-III’ün gözden geçirilmiş yeni basımında kaldırılmış. Yine bu basımdaki bir önemli değişiklik, Affective Disorders‘ın (Duygulanım Bozuklukları) yerini Mood Disorders‘ın (Duygudurum Bozuklukları) alması; günümüzde de bu şekilde kullanmaya devam ediyoruz. Öte yandan, yazarlar duygulanımda ortaya çıkan sorunların duygudurum bozukluklarının önemli bir parçası olduğunu belirterek, bu iki sözcüğün birbiri yerine kullanıldığı takdirde anlamın hiçbir şekilde değişmediğini öne sürmüşler. Bu bağlamda da iki sözcüğün aslında aynı anlamı taşıma ihtimalini hatırlatmışlar.

DSM tanımlarına ilişkin bir not da benden: Affect ve mood için aynı örneğin (“öfke”) tekrarlanmış olması ve sıralanan bu örneklerin çoğunun aslen birer duygu olarak da nitelendirilebilmesi, tam da başlıkta işaret ettiğim yapışık üçüzlüğün açık bir yansıması.


3. Teşebbüs


Son olarak, 2012 tarihli Ekkekakis makalesine geliyoruz. Ekkekakis bu konuya hayli kafa yoran bir isim, hatta The Measurement of Affect, Mood, and Emotion diye bir kitabı bile var. Benim okuduğum makalede de bu üçlüye ilişkin çok fazla kavram, bu kavramlara dair çok fazla teori ve her teorinin bambaşka ölçümleri olmasından şikayet ederek söze girmişti.


Ekkekakis konuya daha ziyade ölçme-değerlendirme açısından yaklaştığı için bilimsel şablona oturtabileceği bir modelin peşinde olduğu anlaşılıyor. Bunun için de atıfta bulunduğu ve epey bir yer ayırdığı bir diğer makalede (Russell & Feldman Barrett, 1999) geliştirilen kavramlardan yararlanmış. Bu makaleye baktığımızda yazarların affect ile emotionın literatürde eşanlamlı olarak kullanıldığını öne sürdüğünü görüyoruz. Oysa, demiş bu yazarlar, emotion, affect de dahil pek çok kavramı kapsayan hayli geniş bir çatıdır.


Bu görüşe zıt bir iddiada bulunmaları vesilesiyle bu noktada bir parantez açıp Munezero ve arkadaşlarının (2014) makalesine atıfta bulunmak istiyorum. Bu yazarlar psikolog değil, bilgisayar programcısı. Affect ve emotionın yanı sıra feeling, sentiment gibi bazı diğer kavramların tanımına ve aralarındaki farka merak salmış olmalarının sebebi de bilgisayarın bunları metinlerde nasıl tanıyabileceği üzerine çalışıyor olmaları. Konunun daha ziyade psikoloji literatüründeki boyutuna odaklanma maksadı taşıdığımdan buradaki tartışmalara pek yer vermedim ama ilgisini çekenlere tavsiye edebilirim. Munezero ve arkadaşlarının kabülüne göre affect emotionın öncülü bilinçdışı bir olgu. Bunu da bebeklerin henüz içsel deneyimleri üzerine düşünecek bilişsel kapasiteye sahip değilken –yani duygularını isimlendirmeleri, anlamlandırmaları ya da kültürel bağlamda ifade etmeleri mümkün değilken– affect sahibi olmasına dayandırıyorlar. Emotionı ise affectin sosyal dışavurumu olarak tanımlıyorlar. (Bebek ne hissediyorsa doğrudan onu görmemiz, dolayısıyla da affectte sürekli vurgulanan iç dış ayrımının burada geçerli olmaması ihtimali de hoş bir yan düşünce.)


***


Özetle, herkes filin başka bir tarafından tuttuğu için sürekli olarak kendince haklı tanımlar, açıklamalar dinliyoruz ama henüz hiç kimse bize filin ne olduğunu anlatabilmiş değil.


Üstünde nispeten uzlaşılan kısımlar belki şöyle özetlenebilir:

  1. Affect daha anlık, daha değişkendir. Bir içerde yaşanan kısmı, bir de dışarıdan gözlemlenen kısmı vardır.

  2. Mood daha uzun vadelidir, görece daha sabittir.

  3. Emotion bu ikisinden kesin olarak farklıdır.

Ama lütfen bu kafa karıştırıcı ve moral bozucu tablo karşısında yılmayalım çünkü Ekkekakis (2012) artık yavaş yavaş bazı şeylerin belirginleştiği ve ufukta bir şablonun göründüğü müjdesini vermiş. Bir 40 sene daha sabredersek, bu mesele de çözülecektir umuyorum ki.


O zamana kadar, yazarlar bu sözcükleri kendi anladıkları şekilde kullanmaya devam edecekler; çevirmenlere de onları elden geldiğince Türkçeleştirmek düşecek. Ne yazık ki, az sonra kısaca göstermeye çalışacağım üzere, bu Türkçeleştirme uğraşı da alanın kendi içindeki terminolojik karmaşasından muaf değil.


Teessüri Hayattan Duygu Dünyasına


Bu yazıda mevzubahis olan kavramlar için Türkçede geçmişten bugüne dek önerilen karşılıkların tamamını kapsamlı olarak tartışabilecek sayıda kaynağa ne yazık ki sahip değilim. Yine de, elimdeki eski psikoloji ve psikiyatri kitaplarından yararlanarak yürüttüğüm küçük çaplı araştırmadan yaptığım çıkarımları özetlemek istiyorum.


Elimdeki en eski metinler olan Ali Haydar Taner’in 1936 tarihli Psikoloji başlıklı kitabına, G. Dwelshauvers’in Mustafa Şekip Tunç çevirisiyle 1938’de yayınlanan Psikoloji kitabına ve Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay’ın 1936 tarihli Ruh Hastalıkları: Psychiatrie başlıklı kitabına baktığımda bir teessür üst başlığıyla karşılaştım. Teessür, görme ve tatma gibi duyulardan tutun da öfkeye ve hatta izzetinefse uzanan çok geniş bir yelpazeyi karşılayan bir sözcük. Dolayısıyla teessürü, bir anlamda, bizim günümüzde kullandığımız duygu sözcüğünün hayli geniş kapsamlı bir versiyonu olarak değerlendirebiliriz. Burada önemli olan, bu metinlerin yazarlarının başta bahsettiğim William James’ten hayli etkilenmiş olması, yani teessürü içsel bir yaşantıdan ziyade dışardan gözlemlenebilen bir olgu olarak ele almaları. Bu bağlamda, teessür sözcüğünün affecte yakın düştüğünü söylemek de mümkün. Ne var ki bu metinlerde duygulanım ya da duygudurum gibi bir terminolojiye rastlamadım.


Tarihte biraz ileri gittiğimizde ise Türk Dil Kurumu’nun Doç. Dr. Mitat Enç’in hazırladığı 1980 basımı Ruhbilim Terimleri Sözlüğü’nde karşımıza tanıdık kavramlar çıkıyor:


duygu: (İng. feeling, sentiment) (es. t. ihsas): Belirli nesne, olay ya da kişilerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler.

duygu durumu: (İng. mood) Sevinçli, dertli ya da coşkusal bir tepki göstermek için kişinin içsel hazırlığı.

duygulanım: (İng. affection) (es. t. teessür): İstenç ve anlıktan ayrı görülen, duygusal tepkiler gösterme durumu.

(s. 66-67)

Belli ki bugün kullandığımız duygu, duygudurum, duygulanım terimlerinin tarihi aslında çok da eskiye dayanmıyor. Yine de, tanımlara baktığımızda, anlamların görece farklılaşmış olduğunu görüyoruz. Teessürün bu defa duygulanımın eski karşılığı olarak belirtilmesi, az önce bahsettiğim üzere affecte yakınlığını doğrular nitelikte. Ne var ki, başta da bahsettiğim üzere, o dönem James’in teorisinin egemen olması itibariyle affect için günümüzde yapılan iç-dış tartışması mevcut olmadığından (çünkü içsel yaşantı dışarıdan gözlemlenen tepkiyle bir tutuluyordu) bu karşılığın günümüzdeki affect ile ne kadar örtüştüğü benim gözümde net değil. Benzer şekilde, duygu durumunun bir içsel hazırlık olarak açıklanmasına da açıkçası bir anlam veremedim.


Nihayet günümüze geldiğimizde ise duygulanım (affect), duygudurum (mood), duygu (emotion) karşılıklarının yaygın olarak kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Bunu destekleyen nice kaynak sıralamak mümkün ama birkaç farklı örnek vermekle yetineyim: Psike İstanbul’un internet sitesindeki Psikanaliz Terimleri Sözlüğü (affect ve mood için), Metis’in Muhtaç Sözlük’ü (affect ve emotion için) ve Prof. Dr. Orhan Öztürk’ün ilki 1988 sonuncusu 2015 yılında olmak üzere çok sayıda baskı yapmış olan Ruh Sağlığı ve Bozuklukları kitabı (affect ve mood için).

Sonlandırmadan önce, karşıma çıkan güncel bir farklı kullanımdan da bahsetmek istiyorum zira bu yazıya vesile olan da onun zihnimde yarattığı sorulardı.

Pinhan Yayıncılık’tan Nur Nirven çevirisi ile çıkan Analitik Psikoloji Sözlüğü‘nde (Jung, 2016) Blueuler’in türettiği belirtilen Affectivitat/Affectivity sözcüğüne karşılık olarak en başa dönülüp yeniden Teessür önerisi getirilmiş. “Blueluer teessürü iç algı sürçleri (örneğin kesinlik veya ihtimal ‘hissi’), belli belirsiz düşünceler veya basiret diye bakılabilen ‘hisler’ kadar duyu-algılarından ve fiziksel duyumlardan da ayırt eder.” (s. 75-76)


Teessür karşılığını daha önce hiç duymamış olmamın da etkisiyle, bu tercihi anlamlandıramamıştım. Zira teessür lafı bende bir tesir etme-edilme çağrışımı yapmıştı ve egemen zihin kuramlarına göre bu tür bir ayrımın çok kafa karıştırıcı olacağını, ayrıca duygu bağlamını da vermediğini düşünmüştüm. Kitabın çevirmeniyle bir vesileyle tesadüf ettiğimizde bu konuyu kendisine sorma imkânı da buldum; üstüne epey düşündükleri bir tercih olduğunu anlatmıştı ama ben yine de arkasındaki gerekçeyi tam olarak idrak edememiştim. Şimdi, bu yazı için yaptığım çalışmanın ardından dönüp tekrar düşünüyorum ve biraz daha anlam vermekle birlikte hâlâ tam olarak ikna olmuş değilim sanırım. Bir yandan, Bleuler’in yaşadığı dönem itibariyle bizdeki eski bir karşılığın tercih edilmiş olmasını nispeten anlayabiliyorum fakat belli ki Bleuler bu tabiri Jamesçilerden farklı olarak (ki bu iki isim aynı dönemde yaşamıştır) fiziksel duyumlardan bağımsız bir şey olarak kullanmış ve bunu özellikle vurgulamış. Dolayısıyla belki de tam olarak ikna olmamamın nedeni, geri dönüp baktığımda Jamesçi ekolün getirdiğini anladığım bir karşılığın burada ondan farklı bir anlama işaret ettiğine inandığım bir bağlamda tekrarlanmasıdır. (Burada blogun giriş yazısında bahsettiğim farklı psikoloji alanları ve ekollerinin yarattığı terminolojik karmaşanın bir örneği daha karşımıza çıkmış oluyor.) James’in teorisi bağlamında teessür dendiğinde benim kafamda uyanan “neyin tesiri? neye tesiri?” gibi soruların örtülü de olsa bir karşılığı var (dış dünyanın fiziksel hallerimize tesiri) ama Blueler nezdinde veya güncel teorilerde bu o kadar net mi, bundan emin değilim. Ayrıca, güncel bağlamda, teessür sözcüğü affectin o hep vurgulanan içsel boyutunu kaçırıyor olabilir. Gerçi bu sorun, duygulanım için de geçerli. Her halükarda, artık neredeyse içgüdüsel olarak bildiğime inandığım kavramları aslında ne kadar az tanıdığımı görmeme ve bu yazının ortaya çıkmasına vesile olması itibariyle kendilerine bir teşekkür borçluyum. Üstüne düşünmeye de devam edeceğim.


***


Büyük bir kısmı sesli düşünme ve beyin fırtınası şeklinde gelişen bu uzunca tartışmamın sonucunda kati bir kanıya varamamak biraz içimi burkmakla birlikte, blogun giriş yazısında bahsettiğim tartışmaya bir yerinden dahil olmak gayesine hizmet etmesi bakımından memnunum. Gelecek her tür yorum, ekleme, düzeltme, itiraz vb. katkıya da son derece açık olduğumu belirtmek isterim.

Okuma sabrı gösteren herkese teşekkürler.

Kaynakça


Alpert, M., & Rosen, A. (1990) A Semantic Analysis of the various ways that the terms “affect,” “emotion,” and “mood” are used. Journal of Communicable Diseases 23, 237-246.

American Psychiatric Association. (1980) Diagnostic and statistical manual of mental disorders (3. baskı). Washington, DC.

Dwelshauvers, G. (1938). Psikoloji (M.Ş. Tunç, Çev.) İstanbul: Devlet Matbaası.

Enç, M. (1980). Ruhbilim Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Ekkekakis, P. (2012) The measurement of affect, mood, and emotion in exercise psychology. G. Tenenbaum, R.C. Eklund, & A. Kamata (Ed.), Measurement in sport and exercise psychology içinde (s. 321-332). Champaign, IL: Human Kinetics.

Gökay, F.K. (1936). Ruh Hastalıkları (Psychiatrie). İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Ketal, R. (1975) Affect, mood, emotion, and feeling: semantic considerations. American Journal of Psychiatry 132 (11), 1215-7.

Metis. (2010). Muhtaç Sözlük. (yayınlanmamış kaynak).

Munezero, M.D., Montero, C.S., Sutinen, E., & Pajunen, J. (2014) Are they different? affect feeling emotion sentiment and opinion detection in texr, IEEE Trans. Affective Comput 5 (2), 101-111.

Psike İstanbul. (2016). Psikanaliz Terimleri Sözlüğü. Erişim tarihi: 30 Aralık 2016. http://www.psikeistanbul.org/psikanaliz-terimleri-sozlugu

Russell, J.A., & Feldman Barrett, L. (1999) Core Affect, Prototypical Emotional Episodes, and Other Things Called Emotion: Dissecting the Elephant. Journal of Personality and Social Psychology 76 (5), 805-819.

Öztürk, O., & Uluşahin, A. (2015). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Nobel Tıp Kitabevi.

Taner, A.H. (1936). Psikoloji. İstanbul: Devlet Basımevi.

James, W. (1884). What is an emotion? Mind, 9, 188-205.

Jung. C. (2016). Analitik Psikoloji Sözlüğü (N. Nirven, Çev.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık.

366 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör