Ara
  • elifokangezmis

Hislere Tercüman (Olamamak) 2: Duygu Körü Sözlüklerimiz

(Bu yazı ilk olarak 13 Eylül 2017'de artık tarihe karışan eski blogum alfaislevi.com'da yayınlanmıştı.)


* Yazının görseli, duyguların nörolojik mekanizmalarla birlikte nasıl işlev gösterdiğini anlatan her yaşa uygun harika bir animasyon filmi olan Inside Out’tan (Ters Yüz). 2018’de ikincisi de gelecek olan bu filmi henüz izlemediyseniz mutlaka tavsiye ederim!


Psikoloji kitaplarıyla ilk temasım lise yıllarında gerçekleşti. Kronometreyi oradan başlatırsam, aşağı yukarı 15 senedir psikoloji metinleriyle haşır neşir olduğum söylenebilir. Ancak hemen her gün karşı karşıya geldiğim pek çok kavramın anlamı üzerine neredeyse hiç düşünmediğimi fark etmem, son yıllarda bu metinlerin çevirisiyle uğraşmaya başlamama denk düşüyor. Bu blog da zaten bu farkındalığın ürünü.


Geçtiğimiz aylarda İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları için çevirisini tamamladığım Salman Akhtar’ın Sources of Suffering kitabı üzerine çalışırken, duyguların tanımları üzerine bolca araştırma yapmam gerekti ve epey sıkıntı yaşadım. Kitap büyük oranda belli duygular ve onların bazı diğer duygularla arasındaki ince farklar üzerine olduğundan, Türkçe karşılıklarını seçerken ekstra hassasiyet göstermek zorundaydım. İngilizcede X olarak karşılanan duyguyu en iyi tarif eden Türkçe kelime nedir? Bu soruya yanıt ararken, güncel İngilizce ve Türkçe sözlüklerle çokça haşır neşir oldum. Ve fark ettim ki bizim sözlüklerimizde duygular ya yok, ya da varsa bile, insanı hayrete düşürecek kadar kısır ve isabetsiz tanımlarla. Böylelikle güncel sözlükleri bir kenara bırakıp daha eski sözlüklerde durum nedir diye bakmaya giriştim ve iş, birazdan sizin de göreceğiniz üzere, iyice çok bilinmezli denkleme döndü.


İşte bu yazıda, bu süreçte bulduklarımı olabildiğince ana hatlarıyla paylaşmayı amaçlıyorum. Aynı kitapta I am sorry tabirinin çevirisiyle ilgili kimi düşüncelerimi bu “Hislere Tercüman (Olamamak)” dizisinin ilk yazısında not düşmüştüm, ilginizi çekerse şuradan ulaşabilirsiniz. Dizinin son yazısında ise duyguların kültürler arasındaki farklarını sosyal psikoloji ve antropoloji perspektiflerinden ele alan ve duyguların çevirisinin ne denli mümkün olduğunu tartışmaya açan bir inceleme yer alacak.


Aleksitimik Sözlüklerimiz


Duygu körlüğü, duygusal sağırlık gibi karşılıkları da bulunan aleksitimi, özetle duyguları tespit etme ve tanımlama güçlüğü anlamına gelen bir klinik sendrom. Sözlüklerimizin içinde bulunduğu içler acısı hale de cuk oturduğundan, meramımı böyle anlatmak istedim. Zira sözlüklerimiz duyguları hiç ama hiç anlamamışlar, anladıkları kadarını da anlatmakta ciddi zorluk yaşıyorlar.


Bu durumu lafı fazla uzatmamak adına iki örnek üzerinden (suçluluk, vicdan azabı) tartışacağım. Sonda bir de bonus olarak açgözlülük başlığı gelecek: Duygu kategorisine girip girmediği net olmadığından böyle bir 2+1 formülüne gitmekte buldum çareyi. Bu yazı kapsamında yararlanacağım başlıca sözlükler şunlar: Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı Lugatı, Renkli Ansikopedik Büyük Sözlük, Okyanus Ansiklopedik Sözlük. Karşılaştırmalar için ise Oxford English Dictionary, Cambridge Dictionary ve Merriam-Webster’a bakıyorum. Ama öncelikle duygu kelimesinin tanımıyla başlamak istiyorum. Vakti kısıtlı olanlar bu kısmı atlayıp doğrudan mevzubahis 2+1 duygunun tanımlarına ilişkin kısımlara geçmeyi de düşünebilir.


Duygu

Duygu sözcüğü için TDK şu karşılıkları veriyor:

  1. isim Duyularla algılama, his

  2. Belirli nesne, olay ve bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim

  3. Önsezi

  4. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği

  5. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik

Kubbealtı’nda da benzer tanımlar var, ama ek olarak psikolojideki karşılığı daha detaylı açıklanmış:

  1. psiko Kendisinden bir önceki olayın sonucu olarak ortaya çıkan rûhî durum, bir fikrin, bir tasavvurun sonucu olan, fizik olarak bedende herhangi bir yer tutmayan, herhangi bir organa ihtiyaç duymayan sevinç, hüzün vb. ruh hâli.

Öncelikle, ilk anlam olarak verilen duyu bağlamının günümüzde ne kadar geçerli olduğundan emin değilim. Sıcaklık, soğukluk, tuzlu, tatlı, yüksek ses, pütürlü zemin…. Bunlar birer duygu mudur? Duygu dediğimizde böyle bir şey gelir mi aklımıza? En azından, doğrudan İnsan ve hayvanlarda dış dünyâdan gelen etkileri dokunma, görme, işitme, koklama ve tat alma organlarıyle idrak etme yeteneği, duyma, hissetme gücü (Kubbealtı) olarak tanımlanan duyu alternatifi artık yaygın olarak kullanılırken, duygunun bu anlamının ne denli baki kaldığı bence tartışma konusu olmalı.

İkinci mesele ise Kubbealtı’nın verdiğim 6. maddesiyle ilgili. Buradaki fizik olarak bedende herhangi bir yer tutmayan bilgisinde ciddi bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Duyguların fiziksel belirtilerle ilişkisi, tavuk-yumurta örneğine benziyor ve bir hayli karmaşık. Bu konuyu Affect, Mood, Emotion başlıklı yazımda tartışmaya çalışmıştım. Bu bağlamda, herhangi bir organa ihtiyaç duymayan eklentisinin de fazlaca iddialı kaçıyor. Bu tanım sanki, bedenden bağımsız var olan ve hisleri kendi bünyesinde üretip deneyimleyen bir ruh varsayımında bulunuyor; ki bu, felsefi zemindeki tartışmalı boyutu bir yana, monist (ruh diye ayrı bir şeyin varlığını kabul etmeyen, iç dünya ile bedeni bir tutan) psikoloji bilimi açısından hayli yanlış bir önerme. Keza, örneğin, Merriam-Webster sözlüğünde bunun tersi bir tanımla karşılaşıyoruz:


emotion

2c. a conscious mental reaction (such as anger or fear) subjectively experienced as strong feeling usually directed toward a specific object and typically accompanied by physiological and behavioral changes in the body [genellikle belli bir nesneye yönelik halde ve tipik biçimde bedendeki fizyolojik ve davranışsal değişimlerin eşliğinde öznel olarak güçlü bir his olarak deneyimlenen bilinçli bir zihinsel tepki (örneğin öfke veya korku)]


Öte yandan, Cambridge ve Oxford sözlüklerinde ne feeling ne de emotion başlığında bu bağlamda detaylı bir tanımlama yapılmamış. Verilen tanımlar TDK’nınkiyle aşağı yukarı aynı çizgide.


Küçük bir hoşluk olarak bir de Okyanus’taki duygu başlığından bir madde vermek istiyorum. Burada konuya daha romantik yaklaşmışlar:

  1. Gönülde uyanan yankı veya tepki: Acıma duygusu, ödev duygusundan üstün geldi. [ing. ve Fr. Sensation]

Burada referans verilen sensation‘ın Cambridge sözlüğündeki tanımları ise şu şekilde:

  1. the ability to feel something physically, especially by touching or a physical feeling that results from this ability [bir şeyi fiziksel olarak, özellikle de dokunarak, hissedebilme yetisi veya bu yetiden kaynaklanan fiziksel bir his]

  2. general feeling caused by something that happens to you, especially a feeling that you cannot describe exactly [başınıza gelen bir şeyden kaynaklanan genel bir duygu, özellikle de tam olarak tanımlayamadığınız bir duygu]

Belli ki bu emotion, feeling, sensation meselesine başka bir yazıda ayrıca girmek gerek. Bizde üçünü ayrı ayrı karşılayan sözcükler var mı, ondan da emin değilim. (Duygunun TDK’nın verdiği diğer anlamlarını ise bu yazı kapsamında ele alacağım başlıklara uzak düştüğünden değerlendirmeye almamayı seçtim.) Şimdilik, idareten, duygu için kendi amacım doğrultusunda bir operasyonel tanım yapacak olursam, kişide bazı nesneler, olaylar veya durumlar karşısında uyanan ve fiziksel yansımaları da bulunan ruh hali yeterli olacaktır diye umuyorum. Elbette bu tanım da ruh sözcüğünü kullanması itibarıyla eleştirilebilir ancak ruh hali kavramının kullanılageldiği anlamıyla bir ruh varsayımını illaki gerektirmediği inancındayım.


Zemini bu şekilde oluşturduktan sonra, gelelim bazı duygularımızı tanımlamadaki akıl almaz başarısızlığımıza.


1. Suçluluk (Guilt)


TDK’ya baktığımızda, tahmin edebileceğiniz üzere, suçluluk için suçlu olma durumu tanımıyla karşılaşıyoruz ki haklılar, aldığı yapım eki itibarıyla asli anlamı bu. Sorun şu ki biz bunu aynı zamanda bir duygu olarak kullanıyoruz: Suçluluk duymak, suçlu hissetmek örneklerinde olduğu üzere. Oysa TDK’da buna dair herhangi bir bilgi YOK. Velhasıl suçluluk, resmi dil kurumumuzun tamamen kör ve sağır olduğu bir duygu.


Kubbealtı Lugatı’nda bu açık kapatılmış, ama burada da bu anlam kendine ancak bir psikoloji terimi olarak yer bulabilmiş:


Suçluluk duygusu (kompleksi): psiko. Kişinin hatâ yaptığını, kuralları çiğnediğini sezmesi sonucunda kapıldığı, kendisini suçlu bulma duygusu.


Duygu ile kompleksin eş anlamlı gibi verilmesine anlam veremeyerek bir de Okyanus’a bakayım dedim, orada da suçluluk duygusu alt başlığında dosdoğru suçluluk kompleksine yönlendirme vardı. Suçluluk kompleksi ise şöyle tanımlanıyordu:


(suçluluk hezeyanı). psikopatol ve psikiy. Hastanın yok yere bazı hatalar işlemiş olduğuna inanmasından doğan az veya çok belirli hastalık halleri.


Suçluluk duygusunun bu tanımlarda tasvir edilen şeyle eşdeğer olduğu iddiasını idrak etmekte sahiden zorlanıyorum. Kompleks psikolojide biraz muğlak bir kavram olmakla birlikte, suçluluk kompleksi dediğimizde kişinin suçlu olmadığı durumlarda da bu duyguya kapılması veya bir birim suçluysa kendini on birim suçlu görmesi gibi bir anlama işaret ediyor olmalıyız. Başka bir deyişle suçluluk kompleksi, suçluluk duygusunun patolojik bir hal alması demek. Keza Okyanus’un tanımı da bunu söylüyor. Peki gerçek bir hata karşısında hissettiğimiz şey ne o zaman? O da mı hastalıklı bir duygu? Bu ikisini bir tutmanın ardındaki mantık nedir?


Neyse ki Büyük Sözlük tam da burada imdada yetişip iki kavramı birbirinden güzelce ayırmış:


suçluluk duygusu. (ruhb.) Kişinin töresel ya da dinsel kuralları çiğnediğini sezmesi sonucu bilinçli ya da bilinçsizce kapıldığı ve kendisiyle ilgili değer yargılarını sarsan duygu.

suçluluk kompleksi (hezeyanı). (ruhb.) Hastanın yok yere bazı hatalar işlemiş olduğuna inanmasından doğan az ya da çok belirli marazi durumlar.


Konuyu iyice dallandırıp budaklandırmamak adına, sözcüğün İngilizce karşılığı olan guilt için yalnızca Cambridge sözlüğünden yararlanacağım çünkü bu sözlükte aynı zamanda Cambridge’in İngilizce-Türkçe sözlüğü doğrultusunda madde madde Türkçe karşılık önerileri de sıralanıyor:


FEELING [DUYGU]

the strong feeling of shame that you feel when you have done something wrong [yanlış bir şey yaptığınızda hissettiğiniz güçlü utanma hissi]

suçluluk, derin mahcubiyet

ILLEGAL [YASA DIŞI]

the fact that someone has done something illegal [birinin yasa dışı bir şey yapmış olması]

suçluluk, suç

WRONG [HATA]

the responsibility for doing something bad [yanlış bir şey yapmış olmaktan doğan sorumluluk]

kabahat, kusurluluk, yanlışlık


Son iki tanım suçlu olma halini açıklıyor, onu bir kenara bırakarak duyguya yapılan tanımın makûl düzeyde olduğunu düşünüyorum (yine de Büyük Sözlük’ünkini yeğlerim). Öte yandan burada önemli bir nokta da Türkçe karşılığa getirilen derin mahcubiyet önerisi. Mahcubiyet sözcüğünün bazı bağlamlarda suçluluk duygusunu gayet güzel karşılayacağına inanmakla birlikte burada daha somut bir dışavuruma işaret edildiği inancındayım. Mahcup bir mizacın utangaçlığa, sıkılganlığına işaret ettiğini düşündüğümüzde birinin bir hatasından dolayı derin bir mahcubiyet duyduğunu söylemek evet, onun suçlu hissettiğini, ama bir yandan da bunu açıkça dışavurduğunu düşündürüyor bana. En azından kendi çevirdiğim metinlerde böyle bir ayrıma gitme ihtiyacı hissedeceğime eminim. Son olarak, suçluluğun psikoloji terimi olarak değil DUYGU alt başlığıyla verildiğine dikkat çekiyor ve kendine bizim sözlüklerde böyle bir yer bulamayan bir diğer duygumuza geçiyorum.


2. Vicdan Azabı (Remorse)


“Remorse, vicdan azabı mı?!” itirazlarını duyar gibiyim 🙂 Vicdan azabı kulağa fazla ağır geliyor sanırım ilk başta. Remorse daha bir pişmanlık gibi… mi acaba? Gelin tanımları üzerinden düşünelim.


Cambridge: the feeling that you are sorry for something bad that you have done – vicdan azabı, pişmanlık, nedamet [yaptığınız kötü bir şeyden dolayı üzüntü duyma]

Oxford: deep regret or guilt for a wrong committed. [yapılan bir hatadan duyulan derin pişmanlık veya suçluluk]

Merriam-Webster: a gnawing distress arising from a sense of guilt for past wrongs [geçmişte yapılan hatalardan duyulan suçluluğun doğurduğu, insanın içini kemiren bir sıkıntı]


Tarif edilen duygunun şiddetinin her sözlükte nasıl arttığı dikkatinizi çekti mi? Cambridge neredeyse azıcık üzülmek diyor, Merriam-Webster ise ıstıraplı bir durumdan söz ediyor. Başka bir deyişle, Cambridge’in tanımına (ne kadar önerilerde sıralamış olsalar da) vicdan azabı fazla ağır kaçarken, pişmanlık da Merriam Webster’ınkini kurtarmıyor.


Bizim sözlüklerimize gelirsek:


Vicdan Azabı


TDK: Yapılan bir işten dolayı duyulan acı, üzüntü

Büyük Sözlük: (Vicdan başlığı altında) Kişinin kendi davranış ve niyetlerinden doğan pişmanlığın verdiği acı veya sıkıntı

Kubbealtı: (Vicdan başlığı altında) Yaptığına, söylediğine pişman olmaktan ileri gelen üzüntü, yaptığı yanlış bir işten başkasına zarar verdiğini görmekten doğan iç huzursuzluğu

(Okyanus’ta herhangi bir tanım bulamadım)


Bu tanımları da yine en hafiften en ağıra dizmeye çalıştım ancak, bence, hiçbiri vicdan azabının çağrıştırdığı derin ıstırap hissini yansıtmıyor. Bu nedenle yeterli tanımlar olduğuna inanmıyorum. Elbette vicdan azabının da duruma göre şiddeti değişebilir ama yapılan işten duyulan acı, üzüntü diye açıklamak da biraz haksızlık olmuyor mu?


Öte yandan, TDK’nın veya Büyük Sözlük’ün tanımlarının İngilizce sözcüklerle (Cambridge ve Oxford) epey yakın düştüğü söylenebilir. Bu bağlamda, nispeten hafif bir pişmanlığa karşılık olarak geçen remorse sözcüğünü vicdan azabı diye çevirmek, ironik de olsa, aslında matematiksel açıdan son derece meşru bir tercih oluyor. Diğer seçenek olan pişmanlığa da bakalım:


Pişmanlık


(Bu haliyle baktığımızda hep “pişman olma durumu” minvalinde karşılıklar çıktığından “pişman” başlığındaki tanımları paylaşacağım)


TDK: Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülen, nadim

Kubbealtı: Yaptığına üzülüp hayıflanan, esef eden, nâdim

Büyük Sözlük: Yaptığı bir işin yanlış ya da uygunsuz sonuç verdiğini görerek yapmış olduğuna üzülen (İng. Regretful, sorry, penitent, repentant; Fr. Repenti, regrette, repentant, Alm. Reumütig, Reue empfindend)

Okyanus: Yaptığı bir işin yanlış veya uygunsuz sonuç verdiğini görerek yapmış bulunduğuna acınan (İng. Regretful, sorry; penitent, repentent; Fr. Qui se repent, repenti, -ie)


Öncelikle, bu duyguya ulaşmak için sağdan soldan dolanmak zorunda kalmanın beni çok üzdüğünü belirtmek istiyorum. Neden pişmanlık başlığını açtığımda “yaptığı bir işin sonucunda…” diye başlayan ikinci, haydi bilemediniz üçüncü bir DUYGU maddesiyle karşılaşamıyorum? Bu bir yana, yabancı karşılıkları da sıralayan sözlüklerin remorsea dair hiçbir şey söylemeyip (remorseful?) pişmanlığı daha çok regret üzerinden irdelemesi mutlaka dikkatiniz çekmiştir. Cambridge regret için remorsea yakın bir tanım yapmış: to feel sorry about a situation, especially something that you wish you had not done [bir durumdan dolayı, özellikle de yapmamış olmayı dilediğiniz bir şeyden dolayı üzgün olmak] Oxford ise yukarıda verdiğim üzere remorseu “derin bir pişmanlık” olarak açıklıyordu.

Dolayısıyla, tüm bunlar birlikte ele alındığında, remorseun bence yine en yakın Türkçe karşılığı vicdan azabı ama yerine göre pişmanlığın çok daha doğru kaçacağı bağlamlar da illaki var. Baki kalan tek şey ise ister vicdan azabı olsun ister pişmanlık, duygularımıza doğru düzgün bir açıklama getiremediğimiz gerçeği.


BONUS: Açgözlülük (Greed)


Aslında açgözlülük ilk etapta duygudan ziyade bir karakter özelliği gibi geliyor kulağa, ki belki de öyle, ama belli başlı şeylere yönelik iflah olmaz bir arzu olduğu düşünüldüğünde ve başta yaptığım operasyonel tanım bağlamında biraz zorlarsak duygu olduğunu da iddia edebiliriz bence. Bu bir yana, birazdan aktaracağım üzere bu sözcüğün tanımında artık absürt diyebileceğim bazı sıkıntılar bulunduğundan bu yazı kapsamında kendisine mutlaka yer vermek istedim.


TDK’ya göre açgözlülük:

isim Açgözlü olma durumu, doymazlık, gözü doymazlık, harislik, tamahkârlık, tamah


Bu güzel eş anlamlılar listesi için TDK’ya teşekkür ederek şansımızı bir de verdiği alternatiflerde deneyelim:


AÇGÖZLÜ: sıfat Mala, yiyeceğe ve içeceğe doymak bilmeyen, açgöz, gözü aç, doymaz, gözü doymaz, tamahkâr, haris, hırslı, tokgözlü karşıtı

Oral temaların yoğunluğunun yorumunu psikanalistlere bırakarak alternatif tanım arayışımıza devam ediyoruz:

HARİS: Açgözlü

TAMAHKÂR: Açgözlü

HIRSLI : Açgözlü, muhteris

MUHTERİS: Hırslı


Belli ki burası çıkmaz sokak. Şöyle düşünelim: Türkçeyi ikinci dil olarak öğrenen biri, açgözlünün ne anlama geldiğini öğrenmek isteyip TDK’ya başvursa, oburluk ve mal düşkünlüğü ekseninde bir şey olduğundan öte bir bilgiye erişmesi mümkün görünmüyor. Halbuki açgözlülük, mal ve yiyecek (ve tabii bir de içecek!) tutkusundan fazlası. Dahası, tanımda kelimenin bu mecaz anlamından bir türlü çıkılamayarak doymama, açlık, tokluk vurgusunda ısrar edilmesini anlamak sahiden güç.


Üzülerek belirtmeliyim ki, açgözlülük Okyanus’ta da, Büyük Sözlük’te de TDK ile birebir aynı tanımlanmış.


Açgözlülüğün karşılığı greed‘in Oxford sözlüğündeki tanımı ise şöyle:

Intense and selfish desire for something, especially wealth, power, or food. [Bir şeye, özellikle de zenginliğe, güce veya yiyeceğe duyulan yoğun ve bencilce arzu]


İlk bakışta TDK’nınkine ne kadar benzer duruyor, değil mi? Oysa daha yakından baktığımızda işin içine güç, bencillik ve arzu unsurlarının dahil olduğunu görüyoruz; bu da aslında tüm anlamı bambaşka bir boyuta taşıyor. Ayrıca burada açgözlülüğün başlıca nesneleri zenginlik, güç ve yiyecek olarak gösterilmekle birlikte TDK’nın tanımının aksine bunlarla kısıtlı tutulmadığına da dikkat çekmek istiyorum.


Cambridge sözlüğü de yakın bir tanım yapmış, ama burada mevzubahis arzunun sınırsız bir talepkârlık barındırdığı bilgisi ön plana çıkarılmış:


a very strong wish to continuously get more of something, especially food or money [bir şeyden, özellikle de yiyecek ve paradan, sürekli olarak daha fazla edinmeye yönelik oldukça güçlü bir istek]


Şahsi kanaatim, bu örneklerin hiçbirinin açgözlülüğü hakkıyla tanımlayamadığı yönünde. Mesela TDK’nın iddia ettiği üzere hırslı sözcüğünün açgözlülüğe yakın bir yerlere düşmekle beraber aynı anlamı taşımadığına inanıyorum. Çünkü hırslı olmak toplumsal açıdan en azından bir noktaya kadar kabul gören, desteklenen aktif bir başarı çabasına işaret ediyor. Açgözlülükte ise açık bir kınama var. Dolayısıyla tanımları daha kapsamlı kılmak adına işin bu boyutuna yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve elbette oral mecazlardan kurtulup arzu, istek, bencillik gibi kelimeleri değerlendirmekte de fayda olabilir.


Kapanış


“Biz duygusal bir milletiz” lafının sıkça geçtiği bir ülkede, haberlere baktığımızda üzüntüden öfkeye duyguların gırla gittiği de aşikârken, duyguların tanımındaki bu devasa boşluğa “insan hayret ediyor”. Bu durum sözlüklerin yetersizliğinin yanında, başka bir yerden bakıldığında, Türkçe konuşan bizlerin kendi duygularını anlamlandırma ve tanıma konusundaki bir eksikliğine de işaret ediyor olabilir mi? İç dünyamızda olan bitenleri ne denli doğru isimlendirebiliyoruz? Sevgilimizle bir konuda tartıştığımızda yaşadığımız hissi açıkça tarif edebiliyor muyuz ona örneğin? Sana kızdım/kırıldım/içerledim veya kendimi öfkeli/üzgün/dargın hissediyorum mu diyoruz, yoksa “sinir oldum”dan ileri gidemiyor muyuz? Veya bir yakınımızı kaybettiğimizde sadece “çok üzgün” mü oluyoruz sadece; hiç “derin bir keder içinde” olduğundan söz edenimiz oluyor mu? Kıskançlığımızın adını koyabiliyor muyuz? Peki ya neşemizin? Kaygılarımızla korkularımızı ayırabiliyor muyuz birbirinden?


Dil eğer insanın iç ve dış dünyasına dair bir iletişim kurabilmek amacıyla geliştirdiği bir araçsa, kültürel olarak bu aracı ne denli verimli kullanabildiğimize emin değilim. Türkçenin bu konuda yetersiz olduğunu iddia edemem: Muhtemelen asıl yetersiz olan benim söz dağarcığım. Yine de buradaki tartışmayı gündelik dilde en çok kullanılan ve dolayısıyla çeviriye de en çok geçen karşılıklar üzerinden yürüttüğüm düşünüldüğünde, iç dünyamızdaki yaşantıyı karşı tarafa iletmekle ilgili ciddi bir sorunumuz olduğu kanaatine varıyorum. Bir olay karşısında uyanan duygumuzun farkına varsak bile, onun adını koyamadığımızda veya onu doğru açıklayamadığımızda, onunla baş etmemiz de bir o kadar zorlaşıyor olmalı.


Sözlüklerdeki duygu sözcüklerinin tanımlarının değiştirilip geliştirilmesinin bu sorunu ne kadar çözeceğinden emin değilim, ama iyi bir başlangıç olacağı da kesin. En azından, Türkçeyi ikinci dil olarak öğrenen birinin karşısındakinin bulup çıkarabildiği az sayıda duygu sözcüğünden birini, yani ne hissettiğini, doğru anlamasına yardımcı olmak da bir şeydir!


Her zamanki gibi, katkı ve itirazları şuraya bekliyorum: elifokangezmis@gmail.com

Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkürler.

44 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör